neden halâ gelmedi, yoksa
saati mi şaşırdı hıyar?
gerçi hiç saati olmadı ama
en azından birine sorar...
cebimde bir lira desen yok,
madara olduk meyhaneye!
ah eşşek kafam benim
nasıl da güvendim bu hergeleye!
gelse, balığa çıkacaktık,
ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
enteresan hayâllere dalacaktık.
bu sandalı geçen hafta denk getirip
çalıntıdan düşürdük.
arkadaşlar ısrar etti,
biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.
saat sekizde gelecekti,
bana birkaç milyon borç verecekti.
yoksa o nemrut karısı kaçtı da
onun peşinden mi gitti?
eğer öyleyse yandık,
gudubet gene yaptı yapacağını!
geçen sene de merdivenden itip
kırmıştı rıza'nın bacağını.
abi, kadında boy şu kadar;
kalça fırlak, göz patlak, kafa çatlak!
korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
ya horlarken rıza'yı boğacak!
bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
ben olsam, vallahi baş edemem!..
hele beş tane velet var ki boy-boy,
allah'tan düşmanıma dilemem!
aslında iyi çocuktur rıza, efendi huyludur,
herkesin suyuna gider.
yoksa, kalıba vursan hani,
tek başına on tane adam eder!
bir keresinde, hiç unutmam
üç-beş zibidi haraca dadandı;
rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
herifleri hastaneye kadar kovaladı!
aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
aynı kafadaydık,
orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
biz, başka havadaydık.
aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
aynı takımı tutardık.
fener'in her maçına iddialaşıp
millete az mı yemek ısmarladık!..
bir tek askerde ayrıldık,
bana bornova düştü, ona gelibolu.
döner dönmez evlendirdiler,
en büyük salaklığı da bu oldu!..
bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
hep tek tabanca gezdim.
benim beğendiğimi anam istemedi,
onun gösterdiğini ben sevmedim.
neyse, bunlar derin mevzu...
anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
ufaktan yol alayım
anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek!..
gittim, vurup kafayı yattım;
rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..
vay be rıza!
sonunda sen de düşüp gittin azrail'in peşine!
dün, boşuna günahını almışım,
ne olur, kızma bu kardeşine!
öğlen kahvede söylediler, rıza öldü, dediler
ne kolay söylediler!
sanki dev bir taş ocağını
kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!
ah dostum... o kocaman gövdene
o beyaz kefeni nasıl da kıyıp giydirdiler?
o zalim tabutun tahtalarını
senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
yani bir daha olmayacak mısın?
yani bir daha borç vermeyecek,
bir daha bira ısmarlamayacak mısın?
peki, beni kim kızdıracak,
kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
peki, beni bu köhne dünyada
senin anladığın kadar kim anlayacak?
ulan rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
ne acayip şeyler yapacaktık...
totoyu bulunca dükkân açacak,
adını dostlar meyhanesi koyacaktık.
talih yüzümüze gülecekti be!..
karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
hafta sonu iki yavru kapıp
boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!
ah ulan rıza... bu mahallenin,
nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
benim en kral arkadaşımdın!..
ah ulan rıza... ben şimdi,
bu koca dünyada tek başıma ne halt ederim?
senden ayrılacağım sanma,
bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..
14 Ekim 2012 Pazar
12 Ekim 2012 Cuma
maphushane türküsü - sabahattin ali
başın öne eğilmesin
aldırma gönül aldırma
ağladığın duyulmasın
aldırma gönül, aldırma
dışarda deli dalgalar
gelip duvarları yalar
seni bu sesler oyalar
aldırma gönül, aldırma
görmesen bile denizi
yukarıya çevir gözü
deniz dibidir gökyüzü
aldırma gönül, aldırma
dertlerin kalkınca şaha
bir sitem yolla allah'a
görecek günler var daha
aldıma gönül, aldırma
kurşun ata ata biter
yollar gide gide biter
ceza yata yata biter
aldırma gönül, aldırma
yetmez mi? - sabahattin ali
aşk seni harab etmez mi?
takatını tüketmez mi?
sendeki ateş bitmez mi?
yetmez mi gönül yetmez mi?
aşkına yoktur enzade,
aklını aldı o taze,
aleme oldun kepaze,
yetmez mi gönül, yetmez mi?
yar yoluna baktırdığın,
uykusuz bıraktırdığın,
aşk yüzünden çektirdiğin,
yetmez mi gönül, yetmez mi?
hangi derdimi sayayım?
aşka nasıl dayanayım?
yandım, daha mı yanayım?
yetmez mi gönül, yetmez mi?
göğsümde tıkanır sesim,
yok yaşamaya hevesim;
ben bir dermansız bikesim,
yetmez mi gönül, yetmez mi?
takatını tüketmez mi?
sendeki ateş bitmez mi?
yetmez mi gönül yetmez mi?
aşkına yoktur enzade,
aklını aldı o taze,
aleme oldun kepaze,
yetmez mi gönül, yetmez mi?
yar yoluna baktırdığın,
uykusuz bıraktırdığın,
aşk yüzünden çektirdiğin,
yetmez mi gönül, yetmez mi?
hangi derdimi sayayım?
aşka nasıl dayanayım?
yandım, daha mı yanayım?
yetmez mi gönül, yetmez mi?
göğsümde tıkanır sesim,
yok yaşamaya hevesim;
ben bir dermansız bikesim,
yetmez mi gönül, yetmez mi?
koşma - sabahattin ali
sevip sevip yarı ele kaptırmak
kara bahtın bana eski işidir.
ömrümdeki yıllar kadar yar sevdim
her biri bir başkasının eşidir.
canlar verdim her birinin yoluna,
hepsi girdi bir yiğidin koluna,
bülbül bile kondu bir gül dalına,
boşta gezen bizim gönül kuşudur.
baktığım yok üzüntüye, sevince
feryat etmem yar başından savınca,
benim gibi sevmelidir sevince:
ne göz görür, ne kulağım işitir.
kara saçım dik başımda kar oldu,
ak saçımla yar sevmesi ar oldu,
bana vuran eller değil, yar oldu,
bu dert benim dertlerimin başıdır.
kimi aşık dileğine ulaşır,
sevdiğiyle cümbüş eder, gülüşür,
kimi benim gibi garip dolaşır,
asıl aşık kam almayan kişidir.
kara bahtın bana eski işidir.
ömrümdeki yıllar kadar yar sevdim
her biri bir başkasının eşidir.
canlar verdim her birinin yoluna,
hepsi girdi bir yiğidin koluna,
bülbül bile kondu bir gül dalına,
boşta gezen bizim gönül kuşudur.
baktığım yok üzüntüye, sevince
feryat etmem yar başından savınca,
benim gibi sevmelidir sevince:
ne göz görür, ne kulağım işitir.
kara saçım dik başımda kar oldu,
ak saçımla yar sevmesi ar oldu,
bana vuran eller değil, yar oldu,
bu dert benim dertlerimin başıdır.
kimi aşık dileğine ulaşır,
sevdiğiyle cümbüş eder, gülüşür,
kimi benim gibi garip dolaşır,
asıl aşık kam almayan kişidir.
ebedi - sabahattin ali
gerçi, kafamı vurdum duvarlara yeisle;
gerçi, benden kaçtığın zaman yanlış bir hisle,
'niçin anlaşılmadım?' diye çok inledimdi.
şimdi kalbim rahattır, şimdi başım serindir...
kalbim ki senin en son sığınacak yerindir
ve tekrar geleceğin günü bekliyor şimdi...
çünkü insanlar yarın isteyince etini,
aradığın lekesiz kardeş muhabbetini,
yalnız benim serseri kalbimde bulacaksın...
maskesi çabuk düşer temiz olmayanların;
nihayet içyüzünü görerek insanların,
göğsüme küçük bir kuş gibi sokulacaksın...
ben ki her şeye dudak büken bir derbederim,
ne kimseye yar olur, ne bahtiyar ederim,
fakat sana her zaman hürmetle tapacağım...
taşlar bile sarsılır duyduklarımı yazsam
ah kardeşim!.. ben seni hiçbir şey yapamazsam
ebedi yapacağım!.. ebedi yapacağım!..
gerçi, benden kaçtığın zaman yanlış bir hisle,
'niçin anlaşılmadım?' diye çok inledimdi.
şimdi kalbim rahattır, şimdi başım serindir...
kalbim ki senin en son sığınacak yerindir
ve tekrar geleceğin günü bekliyor şimdi...
çünkü insanlar yarın isteyince etini,
aradığın lekesiz kardeş muhabbetini,
yalnız benim serseri kalbimde bulacaksın...
maskesi çabuk düşer temiz olmayanların;
nihayet içyüzünü görerek insanların,
göğsüme küçük bir kuş gibi sokulacaksın...
ben ki her şeye dudak büken bir derbederim,
ne kimseye yar olur, ne bahtiyar ederim,
fakat sana her zaman hürmetle tapacağım...
taşlar bile sarsılır duyduklarımı yazsam
ah kardeşim!.. ben seni hiçbir şey yapamazsam
ebedi yapacağım!.. ebedi yapacağım!..
çocuklar gibi - sabahattin ali
bende hiç tükenmez bir hayat vardı
kırlara yayılan ilkbahar gibi
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim
kah el üstündeyim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi
aşkım iki günlük iptilalardı
hayatım tükenmez maceralardı
içimde binlerce istekler vardı
bir şair, yahut bir hükümdar gibi
hissedince sana vurulduğumu
anladım ne kadar yorulduğumu
sakinleştiğimi, durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi
şimdi şiir bence senin yüzündür
şimdi benim tahtım senin dizindir
sevgilim, saadet ikimizindir
göklerden gelen bir yadigar gibi
sözün şiirlerin mükemmelidir
senden başkasını seven delidir
yüzün çiçeklerin en güzelidir
gözlerin bilinmez bir diyar gibi
başını göğsüme sakla sevgilim
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi
bütün insanlara - sabahattin ali
dillerde gezen adım:
bir seciyesiz, bir it.
nedense olamadım,
sizin gibi bir yiğit...
ne gaye taşıyorum,
ne bir dağ aşıyorum;
delice yaşıyorum,
ne ihtiras, ne ümit...
yuh... eğer hayat buysa,
bu ahmakça uykuysa...
bana kim sokulduysa
hadi dedim, hadi git!..
bende çok şey var ama,
akıl filan arama...
ciddiyetle arama
koydum dikenli bir çit.
saçıma düşen aklar,
ne bir macera saklar;
çıkarmaz bu dudaklar,
ne bir küfür ne bir tevhit...
korkutmaz beni ölüm,
bir şeytan kadar hürüm.
süremez bende hüküm
ne allah, ne de nahit...
bir seciyesiz, bir it.
nedense olamadım,
sizin gibi bir yiğit...
ne gaye taşıyorum,
ne bir dağ aşıyorum;
delice yaşıyorum,
ne ihtiras, ne ümit...
yuh... eğer hayat buysa,
bu ahmakça uykuysa...
bana kim sokulduysa
hadi dedim, hadi git!..
bende çok şey var ama,
akıl filan arama...
ciddiyetle arama
koydum dikenli bir çit.
saçıma düşen aklar,
ne bir macera saklar;
çıkarmaz bu dudaklar,
ne bir küfür ne bir tevhit...
korkutmaz beni ölüm,
bir şeytan kadar hürüm.
süremez bende hüküm
ne allah, ne de nahit...
ruhumun dalgaları - sabahattin ali
ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız
her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.
kalbim bir kayadır ki, neredeyse yıkılacak,
hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.
dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.
bilmediğim yeni bir masala başlasanız,
çekilse kulağımdan hatıraların dili.
ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,
ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.
bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,
ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.
her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.
kalbim bir kayadır ki, neredeyse yıkılacak,
hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.
dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.
bilmediğim yeni bir masala başlasanız,
çekilse kulağımdan hatıraların dili.
ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,
ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.
bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,
ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.
bağlaç - özdemir asaf
dünyanın en büyük ordusu iki kişidir,
en kalabalık kenti de bir kişi..
başladığından beri onların bitmez savaşı
evden-eve taşınır-durur o bir kişi.
en kalabalık kenti de bir kişi..
başladığından beri onların bitmez savaşı
evden-eve taşınır-durur o bir kişi.
aşkın baladı - özdemir asaf
andırırsın beni bana, bana beni,
dediklerinde, duyduklarında,
yazdıklarımda seni bana, bana seni,
söylemesem bile, saklamadıklarımda.
ah hep aklımda, hep aklımda;
andırırsın seni sana, sana seni,
gözlerinde, kulaklarında, dudaklarında.
dediklerinde, duyduklarında,
yazdıklarımda seni bana, bana seni,
söylemesem bile, saklamadıklarımda.
ah hep aklımda, hep aklımda;
andırırsın seni sana, sana seni,
gözlerinde, kulaklarında, dudaklarında.
aşk şarkısı - özdemir asaf
ellerini ver, öpeceğim.
binlerce el içindeyim,
şu beyaz çizgilerden gideceğim.
ellerini ver, ellerini..
seni öldüreceğim.
gözlerinden gireceğim,
içinde yer edeceğim.
sana oradan sesleneceğim;
ellerini ver, ellerini..
seni öldüreceğim.
binlerce el içindeyim,
şu beyaz çizgilerden gideceğim.
ellerini ver, ellerini..
seni öldüreceğim.
gözlerinden gireceğim,
içinde yer edeceğim.
sana oradan sesleneceğim;
ellerini ver, ellerini..
seni öldüreceğim.
aşk - özdemir asaf
sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
argo - özdemir asaf
ağacı sevecektiniz,
yoldunuz, dal bırakmadınız...
yılına al bırakmadınız,
yemişini yiyecektiniz.
kadını sevecektiniz,
aldınız, ver bırakmadınız..
sevi'ye yer bırakmadınız,
ona ben değil, sen diyecektiniz.
büyünürken zamanla,
küçüldünüz zamanla,
arıları kovdunuz dumanla,
kovanda bal bırakmadınız.
sobayı söndürdünüz,
ısıyı öldürdünüz,
hava basıp üfürdünüz,
mangalda kül bırakmadınız.
parayla yamalı bohça'da,
kapanık, dar bir açıda,
o caanım ikili bahçede
bir renk, bir gül bırakmadınız.
bir eliniz vardı, bir cebiniz,
başınıza vurdu keliniz,
alıp sattınız hepiniz,
depoda mal bırakmadınız.
arayış - özdemir asaf
en kısa ceza
ömür-boyu olandır..
kimse bilmediğinden.
kim bilir;
belki bir yalan'dır..
kendiliğinden.
bir korku'dur belki,
saklanandır..
çirkinliğinden.
bir soru olsa gerek;
sorulmadığındandır..
birden.
ömür-boyu olandır..
kimse bilmediğinden.
kim bilir;
belki bir yalan'dır..
kendiliğinden.
bir korku'dur belki,
saklanandır..
çirkinliğinden.
bir soru olsa gerek;
sorulmadığındandır..
birden.
ansızın - özdemir asaf
ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
unutturmayacağım seni, seni yaşatacağım,
kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım,
her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça...
sen evreninde sana seni aratacağım.
ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
unutturmayacağım seni, seni yaşatacağım,
kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım,
her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça...
sen evreninde sana seni aratacağım.
anahtar - özdemir asaf
konuşmak susmanın kokusudur.
ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma.
yalan korkaklığın tortusudur.
dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.
ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma.
yalan korkaklığın tortusudur.
dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.
an - özdemir asaf
gülüş bir yanaşım'dır bir öbür bir kişiye;
bir'den iki kişiyi döndürür bir kişiye..
anılardan bir kale yapıp sığınsa bile,
yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.
bir'den iki kişiyi döndürür bir kişiye..
anılardan bir kale yapıp sığınsa bile,
yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.
altro - özdemir asaf
şarkı söylüyormuşum
sokaklarda,
görmüşler.
yere yere bakıyormuşum
yürürken,
duymuşlar.
sonrasını kendileri uydurmuşlar.
sokaklarda,
görmüşler.
yere yere bakıyormuşum
yürürken,
duymuşlar.
sonrasını kendileri uydurmuşlar.
aldanı-aldatı - özdemir asaf
I
benim düşlerimin içinde
o uyuyordu, duyuyordum.
ben bir uykusunda onun,
bir düş'ünde bulundum..
uyuyordu, duyuyordu,
avundum.
II
benim düşlerimin içinde
o uyumuyordu, biliyordum.
ben ne bir uykusunda onun,
ne de bir düş'ünde bulundum..
bulunsaydım,
vururdum.
benim düşlerimin içinde
o uyuyordu, duyuyordum.
ben bir uykusunda onun,
bir düş'ünde bulundum..
uyuyordu, duyuyordu,
avundum.
II
benim düşlerimin içinde
o uyumuyordu, biliyordum.
ben ne bir uykusunda onun,
ne de bir düş'ünde bulundum..
bulunsaydım,
vururdum.
akıl gözü - özdemir asaf
seni bulmaktan önce aramak isterim.
seni sevmekten önce anlamak isterim.
seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
sana hep, hep yeniden başlamak isterim.
seni sevmekten önce anlamak isterim.
seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
sana hep, hep yeniden başlamak isterim.
akşamüstü bir kahvede - ataol behramoğlu
akşamüstü bir kahvede
bira içtim birkaç bardak
gazeteden yoruldukça
gelip geçene bakarak
kahvenin müşterileri
içerdeydi daha fazla
camlı terasta idim ben
çıkıntı yapan sokağa
sevimsiz bir kocakarı
torununu azarladı
bir köpek geldi içerden
camdan dışarıya baktı
salınarak geçip gitti
genç bir anne çocuğuyla
kasketli iki müşteri
bir şey konuştu patronla
biraz sonra geldi köpek
baktı yine aynı yere
tıraş edilmiş yüzünde
kederle ve ciddiyetle
kocakarı torununu
azarladı bir kez daha
karıştı iki kasketli
akşamın ıssızlığına
köpek yine gelip baktı
camdan ve hep aynı yere
yüzünde aynı ciddiyet
ve gözlerinde kederle
kocakarı içkisini
bitirmiş olmalıydı ki
çıkıp gitti torunuyla
biri bir kahve söyledi
az önceki anne çocuk
döndüler elde ekmekle
köpek yine gelip baktı
camdan ve hep aynı yere
bakıyor birkaç saniye
içeriye dönüyor ve
geliyordu çok geçmeden
bakmak için aynı yere
koyulaşırken gitgide
usul ve yumuşak akşam
eğildim ben de yavaşça
baktım köpeğin ardından
uzuyordu bomboş sokak
gelip giden azalmıştı
parketmiş birkaç araba
ve akşamın ıssızlığı
eğilip bir daha baktım
belirgin hiçbir şey yoktu
köpek ise arada bir
gelip bakıp dönüyordu
ben de bu notları aldım
bir şiir yazarım diye
yaşamın anlamsızlığı
ve ciddiyeti üstüne
bira içtim birkaç bardak
gazeteden yoruldukça
gelip geçene bakarak
kahvenin müşterileri
içerdeydi daha fazla
camlı terasta idim ben
çıkıntı yapan sokağa
sevimsiz bir kocakarı
torununu azarladı
bir köpek geldi içerden
camdan dışarıya baktı
salınarak geçip gitti
genç bir anne çocuğuyla
kasketli iki müşteri
bir şey konuştu patronla
biraz sonra geldi köpek
baktı yine aynı yere
tıraş edilmiş yüzünde
kederle ve ciddiyetle
kocakarı torununu
azarladı bir kez daha
karıştı iki kasketli
akşamın ıssızlığına
köpek yine gelip baktı
camdan ve hep aynı yere
yüzünde aynı ciddiyet
ve gözlerinde kederle
kocakarı içkisini
bitirmiş olmalıydı ki
çıkıp gitti torunuyla
biri bir kahve söyledi
az önceki anne çocuk
döndüler elde ekmekle
köpek yine gelip baktı
camdan ve hep aynı yere
bakıyor birkaç saniye
içeriye dönüyor ve
geliyordu çok geçmeden
bakmak için aynı yere
koyulaşırken gitgide
usul ve yumuşak akşam
eğildim ben de yavaşça
baktım köpeğin ardından
uzuyordu bomboş sokak
gelip giden azalmıştı
parketmiş birkaç araba
ve akşamın ıssızlığı
eğilip bir daha baktım
belirgin hiçbir şey yoktu
köpek ise arada bir
gelip bakıp dönüyordu
ben de bu notları aldım
bir şiir yazarım diye
yaşamın anlamsızlığı
ve ciddiyeti üstüne
ayrılan - ataol behramoğlu
aşkı doğuran şey nedir;
o yakınlığı; iki can arasında?
ve kopuş ne zaman başlar?
ne zaman biter bir sevda?
bir kurt gibi içten içe
gelişip büyür çürüme
bir an gelir ki aynı mekandasınızdır
ayrı duygusal zamanlarda.
o yakınlığı; iki can arasında?
ve kopuş ne zaman başlar?
ne zaman biter bir sevda?
bir kurt gibi içten içe
gelişip büyür çürüme
bir an gelir ki aynı mekandasınızdır
ayrı duygusal zamanlarda.
beklenen - necip fazıl kısakürek
ne hasta bekler sabahı,
ne taze ölüyü mezar,
ne şeytan, bir günahı,
seni beklediğim kadar.
geçti artık istemem gelmeni,
yokluğunda buldum seni;
bırak vehmimde gölgeni,
gelme, artık neye yarar?
ne taze ölüyü mezar,
ne şeytan, bir günahı,
seni beklediğim kadar.
geçti artık istemem gelmeni,
yokluğunda buldum seni;
bırak vehmimde gölgeni,
gelme, artık neye yarar?
dayanılır şey değil - orhan veli
bilmem ki nasıl anlatsam;
nasıl, nasıl, size derdimi!
bir dert ki yürekler acısı,
bir dert ki düşman başına.
gönül yarası desem...
değil!
ekmek parası desem...
değil!
bir dert ki...
dayanılır şey değil!
nasıl, nasıl, size derdimi!
bir dert ki yürekler acısı,
bir dert ki düşman başına.
gönül yarası desem...
değil!
ekmek parası desem...
değil!
bir dert ki...
dayanılır şey değil!
bedava - orhan veli
bedava yaşıyoruz, bedava;
hava bedava, bulut bedava;
dere tepe bedava;
yağmur çamur bedava;
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava;
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava.
hava bedava, bulut bedava;
dere tepe bedava;
yağmur çamur bedava;
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava;
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava.
beni bu havalar mahvetti - orhan veli
beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.
ağlamak - özdemir asaf
ağlamak
bazı acılarda yetmez
bazı ölümlere
örtüsüdür bazı acıların
örter, örtülmez
savunur bir süre
ağlayanlar sevinmeli
sevin ağlayabiliyorsan
acılar ardarda dinmeli
durur bir nöbetçi gibi
durur bir bekçi gibi
zamana gülmeli-gülmeli
sevin ağlayabiliyorsan
unutmanın kardeşidir ağlamak
uyur uyanır yatağında duyguların
düşüncelerin kucağında hep çocuktur
ağlamak.
adsız şiirler - özdemir asaf
ben size ne yaptım
çağrı mı, armağan mı, ceza mı
ne vardı böyle karşıma geçecek
ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek
artık olan oldu
gitmeniz gitmeseniz bir
ben de düş kursam da kurmasam da
aklıma yüzünüz gelecektir
ben size ne yaptım,
ne kötülüğüm dokundu size
inanın -hoş niçin inanacaksınız-
sizi şu ana kadar tanımazdım
inanmak, bilmek yakışmaz size
karşıma çıkmayacaktınız.
karşımda bir resim gibi şimdi
kurmadığım düşlerin çizdiği, siz
hem gözüme hem düşünceme
çakılıp kaldınız
renklerinize ve biçimlerinize
düş dışı gerçeklerin çizdiği siz
beni benden çıkardınız
beni benden aldınız
göz görmeye-görmeye
bir uzağa bıraktınız
kendime dönmeye artık çok geç.
çağrı mı, armağan mı, ceza mı
ne vardı böyle karşıma geçecek
ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek
artık olan oldu
gitmeniz gitmeseniz bir
ben de düş kursam da kurmasam da
aklıma yüzünüz gelecektir
ben size ne yaptım,
ne kötülüğüm dokundu size
inanın -hoş niçin inanacaksınız-
sizi şu ana kadar tanımazdım
inanmak, bilmek yakışmaz size
karşıma çıkmayacaktınız.
karşımda bir resim gibi şimdi
kurmadığım düşlerin çizdiği, siz
hem gözüme hem düşünceme
çakılıp kaldınız
renklerinize ve biçimlerinize
düş dışı gerçeklerin çizdiği siz
beni benden çıkardınız
beni benden aldınız
göz görmeye-görmeye
bir uzağa bıraktınız
kendime dönmeye artık çok geç.
2/1-1/2 - özdemir asaf
giderken bura için, gelince ora için,
gününde ve gecende kendince ora için
sakladığın kendini böldün iki yarım'a;
iki kez yaralandın bir yarım yara için.
gününde ve gecende kendince ora için
sakladığın kendini böldün iki yarım'a;
iki kez yaralandın bir yarım yara için.
adımla nasıl berabersem - attila ilhan
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat, seninle her dakika, seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmayan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar, elim kadar yakınsın
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat, seninle her dakika, seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmayan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar, elim kadar yakınsın
aysel git başımdan - attila ilhan
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.
benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim
ıslığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutamaz sevincini.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim.
sevindiğim anda sen üzülürsün.
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
sakın başka bir şey getirme aklına.
aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim.
aysel git başımdan seni seviyorum...
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.
benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim
ıslığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutamaz sevincini.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim.
sevindiğim anda sen üzülürsün.
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
sakın başka bir şey getirme aklına.
aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim.
aysel git başımdan seni seviyorum...
istersen hiç başlamasın - murathan mungan
istersen hiç başlamasın
bu hikaye eksik kalsın
onca yaraların ardından
yeni bir aşk yaratamazsın.
örselenmiş bir çocukluk
işte benim bütün hikayem
kaç sevda geçse de yüreğimden
bu yıkıntıları onaramazsın.
istersen hiç başlamasın
geç kalmışız birbirimize
yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl
dönemeyiz artık ilk gençliğimize.
istersen hiç başlamasın
söz verelim kendimize.
açsam rüzgara - orhan veli
ne hoş, ey güzel tanrım, ne hoş
mavilerde sefer etmek!
bir sahilden çözülüp gitmek
düşünceler gibi başıboş.
açsam rüzgara yelkenimi;
dolaşsam ben de deniz deniz
ve bir sabah vakti, kimsesiz
bir limanda bulsam kendimi.
bir limanda, büyük ve beyaz...
mercan adalarda bir liman..
beyaz bulutların ardından
gelse altın ışıklı bir yaz.
doldursa içimi orada.
baygın kokusu iğdelerin.
bilmese tadını kederin
bu her alemden uzak ada.
konsa rüya dolu köşkümün
çiçekli dalına serçeler.
renklerle çözülse geceler,
nar bahçelerinde geçse gün.
her gün aheste mavnaların
görsem açıktan geçişini
ve her akşam dizilişini
ufukta mermer adaların.
ne hoş, ey tanrım, ne hoş,
iller, göller, kıtalar aşmak.
ne hoş deniz deniz dolaşmak
düşünceler gibi başıboş.
versem kendimi bütün bütün
bir yelkenli olup engine;
kansam bir an güzelliğine
kuşlar gibi serseri ömrün.
mavilerde sefer etmek!
bir sahilden çözülüp gitmek
düşünceler gibi başıboş.
açsam rüzgara yelkenimi;
dolaşsam ben de deniz deniz
ve bir sabah vakti, kimsesiz
bir limanda bulsam kendimi.
bir limanda, büyük ve beyaz...
mercan adalarda bir liman..
beyaz bulutların ardından
gelse altın ışıklı bir yaz.
doldursa içimi orada.
baygın kokusu iğdelerin.
bilmese tadını kederin
bu her alemden uzak ada.
konsa rüya dolu köşkümün
çiçekli dalına serçeler.
renklerle çözülse geceler,
nar bahçelerinde geçse gün.
her gün aheste mavnaların
görsem açıktan geçişini
ve her akşam dizilişini
ufukta mermer adaların.
ne hoş, ey tanrım, ne hoş,
iller, göller, kıtalar aşmak.
ne hoş deniz deniz dolaşmak
düşünceler gibi başıboş.
versem kendimi bütün bütün
bir yelkenli olup engine;
kansam bir an güzelliğine
kuşlar gibi serseri ömrün.
başka türlü bir şey - can yücel
başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka...
dalgacı mahmut - orhan veli
işim gücüm budur benim,
gökyüzünü boyarım her sabah,
hepiniz uykudayken.
uyanır bakarsınız ki mavi.
deniz yırtılır kimi zaman,
bilmezsiniz kim diker;
ben dikerim.
dalga geçerim kimi zaman da,
o da benim vazifem;
bir baş düşünürüm başımda,
bir mide düşünürüm midemde,
bir ayak düşünürüm ayağımda,
ne halt edeceğimi bilemem.
hoşçakal - özdemir asaf
siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum.
seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum.
sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum.
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum...
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum.
seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum.
sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum.
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum...
rubai - hüsrev hatemi
yoğun sevgide ben'im suçum yok
dış dünyâdan, sen'den geliyor bu
yoğun acıda sen'in suçun yok
içimdeki ben'den geliyor bu
fakat, diniyorsa bu acı bazan
içimdeki sen'den geliyor bu.
dış dünyâdan, sen'den geliyor bu
yoğun acıda sen'in suçun yok
içimdeki ben'den geliyor bu
fakat, diniyorsa bu acı bazan
içimdeki sen'den geliyor bu.
tahir ile zümre meselesi - nazım hikmet ran
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte.
mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahiri zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte.
mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahiri zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliğinden?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
öyle günler gördüm ki - sabahattin ali
öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.
her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.
öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
gözümde canlanırdı eşkıya masalları.
varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri.
kafada çelik gibi fikirler dursa bile
kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:
bazen kendi kendimin ellerinden kurtulurdum,
kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.
öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
silahsız gördüğünde saldırgan kahramanlar
en alçak tekmelerle beni yere devirdi.
ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı,
bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.
öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı.
gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı.
tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
parmağım istemedi tetiğini çekmeyi.
bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
bir şeyler fakat beni yaşamaya bağlardı.
ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur.
yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur.
yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider
gözyaşları içinde seneler yürür gider.
yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
bana: yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.
sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
ağaçlar şarkı söyler, rüzgâr tatlı eserdi.
ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
içinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
ılık ve aydınlık bir denize koşuyorum.
sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de
aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.
bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.
her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.
öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
gözümde canlanırdı eşkıya masalları.
varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri.
kafada çelik gibi fikirler dursa bile
kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:
bazen kendi kendimin ellerinden kurtulurdum,
kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.
öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
silahsız gördüğünde saldırgan kahramanlar
en alçak tekmelerle beni yere devirdi.
ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı,
bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.
öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı.
gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı.
tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
parmağım istemedi tetiğini çekmeyi.
bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
bir şeyler fakat beni yaşamaya bağlardı.
ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur.
yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur.
yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider
gözyaşları içinde seneler yürür gider.
yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
bana: yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.
sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
ağaçlar şarkı söyler, rüzgâr tatlı eserdi.
ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
içinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
ılık ve aydınlık bir denize koşuyorum.
sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de
aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.
melankoli - sabahattin ali
beni en güzel günümde
sebepsiz bir keder alır.
bütün ömrümün beynimde
acı bir tortusu kalır.
anlayamam kederimi
bir ateş yakar derimi
içim dar bulur yerimi
gönlüm dağlarda bunalır.
ne kış, ne yazı isterim
ne bir dost yüzü isterim
hafif bir sızı isterim
ağrılar, sancılar gelir.
yanıma düşer kollarım
görünmez olur yollarım
en sevgili emellerim
önüme ölü serilir.
ne bir dost, ne bir sevgili
dünyadan uzak bir deli
beni sarar melankoli
kafamın içerisi ölür.
rüzgar - sabahattin ali
arzularım muayyen bir haddi aşınca
ve sözler kulaklarıma sağırlaşınca
bir ihtiras duyup vahşi maceralara
çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
tanrıların başı gibi başları diktir
bu dağları saran sonsuz bir genişliktir
ben de katıp vücudumu bu genişliğe
bakıyorum aşağılarda kalan hiçliğe.
bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
burda insan duman gibi genişler, büyür.
bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
buralarda her düşünce sona yakındır
burda her şey bizden uzak, o'na yakındır.
burda yoktur insanların düşündükleri
rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
yanağıma çarpar kanatlarını
ve anlatır mâbutların hayatlarını.
arasıra kulağını bana verdi mi
ben de ona anlatırım kendi derdimi.
ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
benim artık yalnız sana itimadım var.
gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
etrafımın sözlerine aklım ermedi
etrafım da bana asla kulak vermedi.
senelerden beridir anlaşamadık,
ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
gözlerimde hakikati sezen bir nurla
etrafımı süzüyorum biraz gururla.
bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
en büyük şey, en asil şey küçülür burda.
burda yalan para eden biricik iştir
burda her şey bir yapmacık bir gösteriştir.
kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
kimi gider vatan için can verir, yalan!
bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır
bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır
bu dünyada herkes sinsi herkes cılızdır.
ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır
ne de onu görse dönüp bir bakan vardır
her büyüklük bir cüzzam gibi dökülür burda
en muazzam ölüm bile küçülür burda.
benim kafam acayip bir dimağ taşıyor
her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
zaman zaman mağlûp olsam bile etime,
insan olmak dokunuyor haysiyetime.
büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum
işte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum!
asaletin yeri yoktur gerçek hayatta
en asil şey seni buldum bu kainatta
güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır
ne süse, gösterişe bir baktığın vardır.
deniz gibi muamma yok derinliğinde,
bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
bir dev gibi küçük mızmız sesleri yersin
allah gibi görünmeden hüküm sürersin.
düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin
rüzgâr! bu dağ başlarında çırpınan serin
kanatların gökyüzünde akan bir seldir
bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
beşerlikten uzaktayım senin ülkende
senin gibi azamete aşığım ben de.
işte rüzgâr! senin gibi ben de deliyim.
ıslıklarım senin gibi inlemelidir
herkes beni ürpererek dinlemelidir.
rüzgâr! sana, yalnız sana benzemeliyim.
ve sözler kulaklarıma sağırlaşınca
bir ihtiras duyup vahşi maceralara
çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
tanrıların başı gibi başları diktir
bu dağları saran sonsuz bir genişliktir
ben de katıp vücudumu bu genişliğe
bakıyorum aşağılarda kalan hiçliğe.
bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
burda insan duman gibi genişler, büyür.
bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
buralarda her düşünce sona yakındır
burda her şey bizden uzak, o'na yakındır.
burda yoktur insanların düşündükleri
rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
yanağıma çarpar kanatlarını
ve anlatır mâbutların hayatlarını.
arasıra kulağını bana verdi mi
ben de ona anlatırım kendi derdimi.
ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
benim artık yalnız sana itimadım var.
gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
etrafımın sözlerine aklım ermedi
etrafım da bana asla kulak vermedi.
senelerden beridir anlaşamadık,
ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
gözlerimde hakikati sezen bir nurla
etrafımı süzüyorum biraz gururla.
bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
en büyük şey, en asil şey küçülür burda.
burda yalan para eden biricik iştir
burda her şey bir yapmacık bir gösteriştir.
kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
kimi gider vatan için can verir, yalan!
bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır
bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır
bu dünyada herkes sinsi herkes cılızdır.
ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır
ne de onu görse dönüp bir bakan vardır
her büyüklük bir cüzzam gibi dökülür burda
en muazzam ölüm bile küçülür burda.
benim kafam acayip bir dimağ taşıyor
her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
zaman zaman mağlûp olsam bile etime,
insan olmak dokunuyor haysiyetime.
büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum
işte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum!
asaletin yeri yoktur gerçek hayatta
en asil şey seni buldum bu kainatta
güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır
ne süse, gösterişe bir baktığın vardır.
deniz gibi muamma yok derinliğinde,
bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
bir dev gibi küçük mızmız sesleri yersin
allah gibi görünmeden hüküm sürersin.
düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin
rüzgâr! bu dağ başlarında çırpınan serin
kanatların gökyüzünde akan bir seldir
bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
beşerlikten uzaktayım senin ülkende
senin gibi azamete aşığım ben de.
işte rüzgâr! senin gibi ben de deliyim.
ıslıklarım senin gibi inlemelidir
herkes beni ürpererek dinlemelidir.
rüzgâr! sana, yalnız sana benzemeliyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)